Söyleşi

“Futbol queer-feminist mücadeleden bağımsız düşünülemez”

 Futbol, tribünlerden kulüp yönetimlerine kadar uzanan politik ve toplumsal bir alan. Bu alan, uzun yıllardır erkek egemen yapının etkisi altında şekilleniyor. LGBTİ+’lar futbolun farklı alanlarından sistematik biçimde dışlanıyor. Cinsiyetçi, ırkçı ve LGBTİ+ fobik söylemler de futbol kültürünün rutin bir parçasıymış gibi sunuluyor.

Futbolun “apolitik” bir eğlence alanı olduğu iddiasına karşı çıkan alternatif taraftar grupları ve futbol kolektifleri ise başka bir futbolun mümkün olduğunu gösteriyor. Bu inisiyatifler eşitlikçi, demokratik ve kapsayıcı bir anlayışla hareket ediyor. Hem erkek egemen futbol kültürüne hem de endüstriyel futbolun dayattığı yapıya karşı yeni mücadele alanları açıyor. Queer-feminist futbol pratiği de dışlananların sözünü görünür kılmayı amaçlıyor.

Bu anlayışla üretim yapan Futbolun Q Hali[1], eril ana akım futbol medyasına karşı alternatif bir alan kurmayı hedefliyor. Futbolun Q Hali Kurucusu Atakan Rosa, ekibimizden Zeynep Altıok’un sorularını yanıtladı.

Kendinizi “endüstriyel futbola karşı antifaşist, queer-feminist bir futbol alanı” olarak tanımlıyorsunuz. Bugünün futbolunda sizi böyle bir alan kurmaya iten temel sorunlar neler?

Futbol, geçmişten günümüze cis-hetero patriyarkal sistemin en güçlü kalelerinden biri olarak kurgulandı. Belki de eskiden daha örtük işleyen bu yapı, özellikle son dönemde hiçbir gizleme gereği duyulmadan, çok daha görünür ve agresif bir şekilde yüzümüze vuruluyor. Sahadan tribüne, yönetimlerden medya diline kadar nereye baksak; futbolu egemen sisteme hizmet etmesi için araçsallaştıran erkek egemen bir tabloyla karşılaşıyoruz. Bu durum, kadın+ ve LGBTİ+’ların futbolun her alanından sistematik olarak dışlanmasına ve alanın erilleştirilmesine yol açıyor.

Öte yandan, futbol tarihi boyunca bu hegemonyada antifaşist çatlaklar açılmış olsa da, bu direniş hikayelerinin giderek unutturulmaya veya görünmez kılınmaya çalışılması da ciddi bir sorun. Üstelik futbol, egemen düzen için bu kadar kullanışlı bir araçken, ısrarla “apolitik” bir eğlence alanıymış gibi pazarlanıyor.

İşte tüm bu sorunların toplamı ve futbolla ilgilenen non-binary biri olarak hissettiğim bu alan kaybı, beni alternatif bir zemin yaratmaya itti diyebilirim.

 Futbolun Q Hali hangi ihtiyaçtan doğdu?

Futbolun Q Hali aslında benim de hikayem. Çocukluğumdan beri futbola ilgiliyim hatta maçlara gittiğim ve tribünde bulunduğum da oldu. Tribünde geçirdiğim dönemde rahatsız olduğum şeyler vardı daha sonrasında kendimi non-binary olarak tanıdıktan ve queer – feminist teoriyle tanıştıktan sonra o rahatsız eden şeyin ne olduğunu anladım.

Az önce de söylediğim gibi burası başlı başına cis-hetero patriyarkanın kendine araç yaptığı ırkçılığın, cinsiyetçiliğin ve LGBTİ+ fobinin “meşrulaştırıldığı” alanlardan biri. Aslında böyle olunca ben de belki de çoğu lubunya gibi bu alandan uzaklaştım.

Sonrasında futbolla ilgilenen kadın+’ları, LGBTİ+’ları ve onların kurduğu alternatif futbol takımlarını tanıdıkça, bu alanın da queer-feminist mücadeleden bağımsız düşünülemeyeceğini fark ettim. Ayrıca futboldaki “kapsayıcı tribünler” ve buradaki antifaşist mücadele hikayeleleri de bu düşüncemi tetikledi. Futbolun tüm bu “politik” yönünün dışında taktiksel, istatistiksel ve oyuna dair teknik taraflarıyla da yakından ilgilenen biriyim.

Özetle tüm bu anlattıklarım beni eril futbol medyasının karşısında alternatif bir şeyler üreterek görünmeyeni gösteren, unutturulmaya çalışanı hatırlatmaya çalışan ve başta kadın+’lar ve LGBTİ+’lar olmak üzere futbol alanından dışlanan ezilen kimliklerin söz söylemesini sağlayan bir yere ihtiyaç olduğu düşüncesine itti. Böylelikle de Futbolun Q Hali kuruldu.

Queer-feminist bir futbol pratiği pratikte nasıl kuruluyor? Bir futbol sahasını ya da tribünü kapsayıcı, güvenli ve eşitlikçi kılan ilkeler sizce neler?

Queer-feminist bir futbol pratiğinin temeline öncelikle eşitlikçi, demokratik ve kimseyi geride bırakmayan bütüncül bir anlayışı koymak gerekiyor. Pratikte böyle bir alanı inşa edebilmek için sahadaki oyun kurallarının ihtiyaca göre esneyebildiği, tribündeki söylemlerin nefret söyleminden arındırılarak kapsayıcı hale getirildiği ve en önemlisi tüm öznelerin eşit derecede söz hakkına sahip olduğu bir yapı kurulmalı diye düşünüyorum.

Bu tahayyül aslında imkansız değil; hem Türkiye’de hem de dünyada bunun somut ve ilham verici pratikleri zaten var. Türkiye’de Sportif Lezbon, Küründen United, QLUB, Minçoster TK ve Gökyüzü Şutlayıcıları; dünyada ise Clapton CFC, Truk United FC ve Goal Diggers FC gibi hem sahada hem tribünde varlık gösteren pek çok oluşum bize bu imkanı kanıtlıyor. Tüm bu örnekler, aslında nasıl bir futbol hayal ettiğimizin birer ön izlemesini sunuyor.

Dünyada antifaşist taraftar hareketleri ve alternatif futbol kolektifleri giderek görünür oluyor. Türkiye’de böyle bir futbol kültürünün gelişmesi için hangi toplumsal ve örgütsel adımların atılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Neoliberal politikalar ve NATO, futbola bu kadar sirayet etmeden önce dünyada antifaşist taraftar hareketleri çok daha güçlüydü. Ancak zamanla yürütülen sistemli operasyonlarla bu kültür bastırılmak ve yok edilmek istendi. Buna rağmen dünyada antifaşist tribün geleneği varlığını sürdürüyor ve son dönemde yeniden görünürlük kazanıyor.

Türkiye’de de sayıca az olsa da güçlü bir antifaşist taraftar hafızası hep vardı. Fakat özellikle Gezi Direnişi sonrasında iktidarın tribünlere yönelik gerçekleştirdiği operasyonlar, tutuklamalar ve Passolig gibi uygulamalarla tribünlerin “soylulaştırılması”, halihazırdaki muhalif hareketliliği büyük oranda dağıttı. Tribünlerin yapısı değiştirilerek kitleler ya apolitize edildi ya da sağ popülist, aşırı milliyetçi söylemlerin hakim olduğu alanlara dönüştürüldü.

Böyle bir siyasal iklimde alternatif bir futbol kültürünü yeniden inşa etmenin kolay olmadığını kabul etmek gerek. Ancak yine de Amedspor Barikat, Gençlerbirliği KaraKızıl, Fenerbahçe Sol Açık, Hopaspor Denizin Asi Çocukları gibi grupların varlığı ve direnci bize hala bir imkanın var olduğunu gösteriyor da olabilir.

Ne var ki mevcut muhalif tribün gruplarının çoğunda da kadın+ ve LGBTİQ+ görünürlüğünün son derece sınırlı olması, ne yazık ki erkekliğin ve cis-heteronormatif yapının o alanlarda da yeniden üretilmesine yol açıyor. Bu yüzden Türkiye’de gerçekten demokratik ve antifaşist bir tribün kültürünün gelişebilmesi için atılması gereken ilk ve en temel adım kapsayıcılıktır. Kapsayıcı olmayan, tüm özneleri kapsayamayan hiçbir yapı kalıcı olamaz diye düşünüyorum.

İkinci olarak, bizzat dışlanan öznelerin futbol alanına dair söz üretmesi, kendi yayıncılığını ve örgütlenmesini kurması gerekiyor. Ne yapmamız gerektiğinin cevabını bize ancak bu kolektif üretimler ve atacağımız pratik adımlar gösterecek. Umarım yakın gelecekte Türkiye tribünlerinde queer-feminist taraftar gruplarını görebiliriz.

Futbolun Q Hali’nin uzun vadeli hedefi nedir?

Futbolun Q Hali’nin uzun vadeli hedefi; tüm bu konuştuklarımızın konuşulduğu ve eril ana akım medyanın karşısında mikrofonun kadın+’larda ve LGBTİQ+’larda olduğu demokratik, eşitlikçi ve kapsayıcı bir futbol medyası olabilmek.

[1] https://www.instagram.com/queerfootball/

 

Yazar

admin