İşgal altındaki Doğu Kudüs’ün Silvan mahallesindeki Batn el-Hava bölgesinde yüzlerce Filistinli aile evlerinden zorla çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya. İsrail Yüksek Mahkemesi, 28 aileden 150 kişinin tahliyeyi durdurmak için yaptığı son itirazları reddetti. Toplamda yaklaşık 700 kişinin yerinden edilmesi bekleniyor; bu, 1967’den beri bölgede görülebilecek en büyük toplu tahliyelerden biri olabilir.
Tahliye tehdidi altındaki aileler yıllardır yaşadıkları evlerin yalnızca mülk değil, anılar ve toplumsal bağlar olduğunu vurguluyor. Süreç, mahallede ciddi korku, psikolojik baskı ve topluluk yapısının parçalanmasına yol açıyor; çocuklar okula gitmeyi bırakıyor, aileler evlerinden ayrılmaya korkuyor.
Tahliyeler, 19. yüzyılda bölgedeki Yahudi mülkiyetine dayandırılan hukuki iddialar ve yerleşimci örgütü Ateret Cohanim’in girişimleriyle yürütülüyor.
Mahalle sakinleri ise tahliyelerin ekonomik olarak da yıkıcı olacağını, başka bir yerde yaşamanın mümkün olmadığını ve yerinden edilmenin aileleri ve toplumsal yaşamı dağıttığını ifade ediyor.
“Kalbimde devasa bir acı”: Doğu Kudüs’te Filistinlilerin tahliyeleri artıyor
İşgal altındaki Doğu Kudüs’te kitlesel tahliye tehdidi altındaki Filistinlilerin yaptığı yasal itirazlar yeni yılda reddedildi.
Batn el-Hava, İşgal Altındaki Doğu Kudüs — Hayatı boyunca yaşadığı tek evde geçirdiği son günlerde, Kayed Rajabi zamanının çoğunu ailenin çatısında geçiriyor; Silwan Vadisi’nin hemen karşısında, taş atımı mesafedeki Mescid-i Aksa’ya bakıyor. Elinde sigarayla kaygılı bir şekilde, “sigara, sigara, sigara,” diyor Rajabi. “Yapabileceğimiz tek şey bu.”
Kudüs belediyesinde sokak temizliği görevlisi olan Rajabi, evden ayrıyken ailesinin zorla çıkarılmasından korktuğu için işe gitmeyi bıraktı. Tahliye tehdidi altındaki diğer ailelerin çocukları gibi onun çocukları da okula gitmeyi bıraktı. Herkes, evlerinden bir an bile ayrılsalar ne olacağından korkuyor — son kıymetli anlarını birlikte geçirmeye çalışırken.
“50 yaşındayım. Burada doğdum,” diyor Rajabi, Silwan Vadisi’ne bakarken. “Gözlerimi bu evde açtım. Kahkahalarım, hüznüm, sevincim, tüm dostlarım ve sevdiklerim bu mahallede.” Bir an susuyor; sessizliği, kendisi ve kardeşinin baktığı güvercinlerin çıkardığı sesler dolduruyor.
Bir süre sonra devam ediyor:
“Bugün hayalim olan bu evi, tüm anılarımı — bir saniyede yıkmak ve yerimize bir yerleşimci koymak istiyorlar. Bu kalpte devasa bir acı, hayal bile edemezsiniz.
“Yıkılmak istenen sadece bir bina ya da mülk değil — silmek istedikleri şey anılarımız.”
“Sürekli psikolojik baskı”
Yeni yılın başında İsrail Yüksek Mahkemesi, Silwan’daki Batn el-Hava mahallesinde evlerinden tahliye edilme tehlikesi altındaki 28 aileden 150 Filistinlinin son itirazlarını reddetti.
İsrailli sivil toplum kuruluşu Ir Amim’e göre mahallede toplamda 84 aileden yaklaşık 700 kişi yakın zamanda zorla yerinden edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu durum, İsrail’in işgalinin başladığı 1967’den bu yana Doğu Kudüs’te tek bir mahallede gerçekleştirilecek en büyük toplu tahliye anlamına geliyor.
Sadece Rajabi ailesine ait 24 ev hakkında tahliye kararı bulunuyor ve bu karar 250 kişiyi etkiliyor.
12 Ocak’ta itirazda bulunan 28 aileye, Adalet Bakanlığı’na bağlı icra dairesinden evlerini 21 gün içinde boşaltmalarını isteyen resmi yazılar gönderildi. Rajabilerin komşusu Halil el-Basbous’un ailesi, mahkeme kararının ardından evlerinden zorla çıkarıldı.
Rajabi ve kardeşi Va’il’in Mescid-i Aksa’ya bakan çatısı, yıllardır aile ve komşuların birlikte kahvaltı yaptığı, çay içtiği bir buluşma noktasıydı. Rajabi şöyle hatırlıyor:
“Buraya ailemden 50 kişi gelirdi; Ramazan ve bayram kutlamalarımızla mahalleyi doldururduk.”
Geçmiş Ramazanlarda birlikte oldukları, ancak artık evlerinden çıkarılmış aile fertlerinin ve dostlarının isimlerini tek tek sayıyor.
“Yerleşimciler gelmeden önce anılarımız çok güzeldi,” diyor. “En güzel anılar, en güzel mahalle, en iyi komşular — yerlerine yerleşimcilerin geldiği komşularımız.”
Konuşurken evlerin bulunduğu terasın dışında bir hareketlilik başlıyor. Yerlerine yerleşimcilerin geçtiği eski komşuları Ebu Eşref Geyth ailesinin evine gelen yerleşimciler ve silahlı güvenlik görevlileriyle tartışıyor, sonra çatısına geri dönüyor.
“Geyth ailesi bizim için aile gibiydi,” diyor. “Birlikte büyüdük, birlikte gözlerimizi açtık, çocuklarıyla oynardık. Evlerinden bu kadar kolay çıkarıldıklarında her gün ağladım.”
Artık Rajabi kardeşlerin binasının çevresindeki tüm evlerde yerleşimciler yaşıyor.
Va’il Rajabi şöyle diyor:
“Yerleşimciler tarafından sürekli psikolojik baskı altındayız. Yaşamıyoruz.”
Kardeşlerin anneleriyle paylaştıkları apartman daireleri oldukça mütevazı: bir mutfak, küçük bir salon, kendileri ve eşleri için birer yatak odası ve çocukları için başka bir oda.
“Bu ev bir villa değil, saray değil,” diyor Rajabi. “Ama burada mutlu ve huzurluyuz. En güzel şey burada oturup Mescid-i Aksa’ya bakabilmek.”
Yıllardır süren yerinden edilme
Rajabi ailesi yıllarca her cuma Mescid-i Aksa’ya yürüyerek gitti. Ancak son dönemde durumlarının “ölüm fermanına” dönüştüğünü söylüyor.
Kasım ayından bu yana mahallede sekiz aile daha zorla evlerinden çıkarıldı ve yerlerine hemen İsrailli yerleşimciler yerleşti. Bu tahliyeler yıllardır süren yerinden edilmenin hızla arttığını gösteriyor.
19.yüzyılda Yemenli Yahudiler Batn el-Hava bölgesine yerleşmişti. Dönemin kaynaklarına göre mahallede Müslümanlar ve Yahudiler arasında iyi ilişkiler vardı. Ancak 1920’ler ve 1930’lardaki şiddet olayları nedeniyle bu aileler bölgeden ayrıldı. Zamanla bölgenin mülkiyeti Filistinlilere geçti.
1967 savaşından önce Rajabi ailesi Kudüs’ün Eski Şehir bölgesindeki Şeraf mahallesinde yaşıyordu. 1966’da Ürdün hükümetinin uyarısıyla bölgeden ayrılıp Batn el-Hava’ya taşındılar ve burada arazi satın aldılar. 1967 savaşından sonra ise Şeraf mahallesi İsrail makamlarınca yıkılarak Yahudi Mahallesi genişletildi.
2001 yılında İsrail mahkemeleri, 19. yüzyılda kurulan ve Batn el-Hava’daki mülkleri yönetmek amacı taşıyan Benvenisti Vakfı’nı yeniden faaliyete geçirdi. Mahkemeler, vakfın yönetimine yerleşimci örgütü Ateret Cohanim’den iki temsilci atadı.
İsrail yasaları, 1948 ve sonrasında terk edilen Yahudilere ait mülklerin İsrail kontrolüne geçmesine izin verirken, 1948 ve 1967 savaşlarında evlerini kaybeden Filistinlilere aynı hakları tanımıyor.
Mahalle temsilcisi Zuheir Rajabi şöyle soruyor:
“120 yıl önce bu topraklar onlarınmış diye bizi 60 yıldır yaşadığımız evlerden çıkarıyorsunuz. Peki bizim Katamon, Yafa, Hayfa ve Yahudi Mahallesi’ndeki evlerimiz nerede?”
Ateret Cohanim, Doğu Kudüs’te Filistinlileri yerinden ederek yerlerine İsrailli yerleşimcileri yerleştirmeyi hedefleyen başlıca örgütlerden biri. Önce mahalle sakinlerinin evlerini milyonlarca dolara satın almak istedi, ancak çoğu aile bunu reddetti. Ardından 2015’ten itibaren tahliye davaları açmaya başladı.
“Yoksullar için evler”
Ir Amim araştırmacısı Aviv Tatarsky’ye göre Benvenisti Vakfı belgeleri, ihtiyaç sahibi Yahudi aileler yoksa bu evlerde diğer yoksul ailelerin yaşaması gerektiğini belirtiyor. Ancak Batn el-Hava’daki evlerin yoksul Yahudilere değil, ideolojik yerleşimcilere verildiğini söylüyor.
Ayrıca resmi soruşturmalar, vakfın mali işlemlerinin Ateret Cohanim’in hesapları üzerinden yürütüldüğünü ortaya koydu. Buna rağmen tahliye girişimleri devam ediyor.
Ateret Cohanim sözcüsü Daniel Lurie ise bu sürecin “tarihsel bir adaletsizliği düzeltmek” olduğunu savundu.
Mahalle sakinleri ise 2015’ten bu yana tahliyeleri durdurmak için yüz binlerce şekel harcadıklarını söylüyor.
“Bizi parçalıyorlar”
Va’il Rajabi, tahliye edildiğinde ailesinin nereye gideceğini bilmediğini söylüyor. Düşük gelirli ailelerin çoğu aynı durumda.
Aylık 9.000 şekel kazanan Va’il, Doğu Kudüs’te kiraların 5.000–7.000 şekel olduğunu belirterek şöyle soruyor:
“2–3 bin şekelle nasıl yaşayacaksınız? Ne yiyeceksiniz? Çocuğunuzu nasıl eğiteceksiniz? Bu bir ölüm cezası.”
Mahallede aileler birer birer tahliye edilirken topluluk bağları da parçalanıyor.
“Topluluk yok oluyor,” diyor Va’il.
Kardeşi Kayed ise şöyle anlatıyor:
“Birimiz Beyt Hanina’da, birimiz Şuafat’ta, birimiz Ras el-Amud’da. Bizi dağıtıyorlar — salata gibi doğrayıp öğütüyorlar.”
Bu süreçte çocuklar geceleri yerleşimcilerin gelip onları evlerinden atacağı kabuslarla uyanıyor.
“Onlarla şakalaşıyorum, hikâyeler anlatıyorum,” diyor Va’il. “Ama ne söylersek söyleyelim konu yine aynı yere geliyor.”
11 yaşındaki kızı Joury ise şöyle diyor:
“Keşke eskisi gibi barış içinde yaşayıp oynayabilsek.”
Çocuklar sokakta oyun oynarken silahlı polislerin ve yerleşimcilerin yanlarından geçtiğini anlatıyor. Bir keresinde bir yerleşimcinin onlara çöp attığını söylüyor.
“Evlerimizi neden terk etmek zorundayız? Nereye gideceğiz?” diye soruyor çocuklar. Ama ebeveynlerinin bu sorulara verecek cevabı yok.
Son günlerinde birlikte geçirebildikleri zamanı değerlendirmeye çalışıyorlar.
“Bazen birlikte kahvaltı yapıyoruz,” diyor Joury. “Büyümeyi, birbirimizi savunmayı konuşuyoruz. Ayrılacağımız için bu günlerin tadını çıkarmaya çalışıyoruz.”
Bu metin 19 Ocak 2026 tarihinde Al Jazeraa tarafından yayınlanmıştır, türkçeye çevirilmiştir.
Metnin orjinal hali: https://www.aljazeera.com/amp/features/2026/1/18/enormous-pain-in-my-heart-palestinian-evictions-mount-in-east-jerusalem
